navigation
  • Sabit gönderi ile  blog ve kendim hakkımdaki detaylar.

      1998 doğumluyum. Temmuz 2022 yılında bu bloğu soru blogu olarak açtım. Önceliğimi kendime soracağım soruların cevabını vermek olarak ayarlamıştım. Sonra sizlerden de sorular gelince bunları açıklığa kavuşturmaya çalıştım. Şu an karma bir şekilde yoluma bakmaktayım. 

    Keep reading

  • Normalde günlerden sürekli bir şeyler koparmakla meşgul haldeydim. Nedeni az ya da çok tahmin edilebilir. Günlerin benden götürdüğüne tepki gösterirdim. Ama bu bir kaç aydır ne tepki gösterecek haldeyim ne de tepkiye dair en ufak bir emare sergileyecek düzeydeyim. Günleri sadece ya uyuyarak ya da uyumama yardımcı olsun diye çalışarak geçirmekteyim. Daha dün otuz iki saatlik bir uykuyu devirdim. Bununla beraber kendimi. Biliyorum, böyle yapmamam gerekir. Fakat güç sağancı beni çoktan terk etmiş haldedir. O özü koparamıyorum. Harekete geçemiyorum. Günler geçsin, günler bitsin diye var olmayan bir tanrıya dua ediyorum. Belki halime acır. Bir öz verir ya da elimdeki diğer özü de kopartır.

  • Her, gün solduğunda soluğumu evde bırakmayı ben de isterdim. Ama görmektesin; yeri geldiğinde banklardan, yeri geldiğinde sokaklardan kendimi toplayıvermekteyim. İnsanın evi kendisine mezar oldu mu bu su götürmez bir gerçektir.

  • Çıldırılası günlerdeyim.

  • Herhangi bir gösteride kendimi gösterim unsurunun faydasının olmadığını aklım ne kadar bilse de kendisine söz geçiremiyorum. Yaradılışına bağlamaya çalışıyorum ama yeri geldiğinde oldukça zorlanıyorum. Bana küsüyor, bana kızıyor. Aramızda bir savaş başlıyor. Mağlup olan her zaman, her yerde benim. Tüm eklemlerim ve uzuvlarım birliği halime ağlıyor. Ne acınası döngü! Bu acınası döngüyü eklemlerim de uzuvlarım da tadıyor. Hepsi onun gerçeği idrak edememesinden. İdrak etse bile kabul etmemesinden. Sanıyor ki bir gösteri sonunda tüm gün akıllarda. Sanıyor ki her kendini her gösteriminde değeri biraz daha artmakta. Çarklar böyle dönmüyor ama. Biliyorum yalnızlık çekiyor. Ondan her defasında bir gösteriyle, kendini gösterimle varlığını hatırlatmak istiyor. Fakat yanlış yoldan geçiyor. Yol da benim üstümden. Doğru dişlileri, doğru yolu göstermediğim düşünülebilir. Ama dişlileri de yolu da anlatmaktayım bu bilinci kazandığımdan beridir. Ne doğru çarkı çevirmek, ne de doğru yola girmek istiyor. Kolay olan neyse onu arzuluyor. Çağ kanması diyorum. Bu çağın beni kanatması. Düzelmesini umuyorum.

  • Yoklanmalara, yoklamalara oldum olası bir tür iğrenti beslediğimden o yana geçmeye pek bir niyetim yok. Benim gözümde önem bir kuledir. Katları bellidir. Durduk yere, durduk niyetlerle sürekli iniş ve çıkış yapılacak bir bina değildir. Merdiven aşındırıcıları niyetlerini tekerrüre dayandırırsa niyetlerine art niyet göstermek de benim tabiatımın en doğal halidir. Bu yargılanabilir, hor görülebilir ya da kınanabilir. Ama bina benim. Ben de binanın efendisiyim. Kendi keyif dairemde gönlümün istediğini yapmak bana bahşedilmiştir. Diğer bina sahiplerini de öyle gördüğümden merdiven aşındırıcılığına bürünmeye hiç istekli değilim. Zaten önem kulesine girildi mi tek bir yönden devam etmek gereklidir. Ya sürekli kat çıkılır ya da kat çıkmaya mecal yetmeyince gerisin geri bir daha dönmemek üzere inilir. Üstüme sorumluluk yığacak günlere daha gelmedim. O yüzden iğrenti gelir, niyet devam eder, böylece döngü sürer.

  • İnanç dayanağı gerçekten tahmin ettiğimin ötesinde güçlü bir dayanak olmalı ki bugün burada sırtlandığı yük karşısında bu denli şaşabiliyorum. Akıl almaz bir olgu olarak görebiliyorum. Çünkü kendisi sahneden çekilip, yükü bizim insanımıza bindirdiğinde insanımızın çoğu zaman taşıyamayıp çöktüğünü hususi denetimlerimden gayet iyi biliyorum. Diğer türlü dayanakların o olmadan pek bir işe yaramadığını, yarıyorsa bile muazzam bir baskı karşısında ezildiğini düşünüyorum. Acıdan ve ağrıdan akıl yitirilebilecek bir ağrı karşısında insanımıza türlü dayanaklar haricinde bir de bu dayanağı süslerin ardında sunduğumda pekâlâ kendisine tutulduklarını, kalkıp tutunduklarını deneyimliyorum. Buna normalde hayret edileceğini hiç düşünmüyorum. Zira iyi bir yerden gelen bir dayanağa hiç birimizin kayıtsız kalmayacağını tahmin ediyorum. Bu tür dayanakları her daim aldığımızı, sürekli olarak kendi bütünlüğümüz için kendimize kattığımızı pekâlâ biliyorum. Ama sorun şurada başlıyor ki kendimi belli azınlıkta görüyorum. Dayanak sundurucusu zümresine dahilim ki sundurucu olduğumdan süslenmiş türlü dayanakların yapısı ve malzemesini diğer zümrelerden daha iyi bilen biri olduğuma karar kılıyorum. Süslü dayanakları pazarlarken bazen ihtiyaç dahilinde içi boş dayanakları sunuyorum. İnanç dayanağı olarak zaten sundurduğum budur. Haliyle içi boş, mukavemetsiz bir dayanağın aslını bilen ben olduğum için her şey böyle garip geliyordur. Zihin; dayanak noktası tutucularına, bir şeyin var olduğunu dikte ettiğinde tüm bilinen ve görülen tarafımda tepetaklak oluyordur. Benim de burada kendime şu soruyu sormam gerekiyor.  Ağrı ve ağrı kesici gibi kolay veya basit bir olgudan kendimi soyutlarsam eğer ve yaşam diye atfettiğim bütüne dönüp bakıverirsem dayanak noktası tutucusu olabilir miyim? Zihnimin efendisi olduğumu dillendirirken onun oyunlarından birine kurban giden biri miyim? Başımı çevirdiğimde ihtimaller dahilinde görüyorum. Yücelim telkinlerini ve bunun teskinlerini kendisinin emareleri olarak sayıyorum.

  • sent a message

    İnsan tercih ettikleriyle kaderini belirleyebilir mi?

  • Kader olgusuna yeteri kadar inanç gösteren biri değilim. Bir şeyler oluyorsa eğer bunun kendi güç istencimizle gerçekleştiğini düşünmekteyim. Tabii burada şartlar ve bağlamlardan da söz edilebilir. Yeteri kadar güç istenci olabilmesine rağmen şartlar ve bağlamlar olanı erteleyebilir ya da hiç gerçekleştirmeyebilir. Ama bunun önceden bir güç aracılığıyla yazılmış ya da çizilmiş olabileceği düşüncesi bence pek yersiz. O yüzden tercihler zayıf ve oldukça cılız olarak adlandırdığımız kader olgusunda işler mi pek bilmemekteyim. Bildiğim güç istencini sağdığımız sürece arzu ettiğimiz ne varsa onu sağmadığımız zamanlara göre daha kolay ettiğimiz.

  • Kızılca kıyamet, binbir türlü alamet; ne şefkat ne de merhamet beni burada ayıktırmıyor. Sanırım aymayacağımda. Bu kendinden geçmişlik beni hoş ediyor. Orada bir saray yıkılıyor, yanımdaki sur çöküyor, bin türlü düşman, bin türlü musibet akın akın geliyor. Yıkılsın, çöksün ve de gelsin. Ben boş verdim. Bundan sonra bana artık ne edilebilir? Hangi darbe, hangi kılıç, hangi yıkım benden artık bir parça koparabilir? Ben boş verdim.

  • image
  • Ve biz de seni buradan seyrediyoruz; kendi teraslarımızdan, açık camlarımızdan. Yanıyorsun, üstelik yakılıyorsun; ta öte uçtan, sınırı belirsiz bucaktan. Ama olur böyle şeyler; türlü yangınlar ve de diğer felaketler. Kaçıncı kez olduğunu hatırla, kaç bininci kez kurtulamayacağını düşündüğün zamanları da; biz seyre dalmışken kendi teraslarımızda, açık camlarımızda. Bu da onlar gibi bir yangın, onlar gibi bir felaket. Yan ve de yakıl ta öte uçtan, sınırı belirsiz bucaktan ama sabret. Geçecek sevgili dostum. Geçecek.

  • 1 2 3 4 5
    &. lilac theme by seyche